9 Ekim 2021 Cumartesi

İstanbul

 

Kulağımda en sevdiğim şarkılardan biri çalıyor bugün, Crush Cursh… Paramore !

16. yaşım… Üzerinden baya zaman geçmiş ama hala zevkle ve şevkle dinliyorum.

16. yaşım en büyük hayalim İstanbul’da okumak. Sonra gittim ve okudum. Bir daha dönmem diye geri geldim. 1 yıl tamı tamına hayatımın en değişik evrelerinden birini yaşadım ve de yaşamadım. Güzeldi.

Yarın yine sana geliyorum İstanbul bu sefer daha güzel, daha keyifli daha heycanlı çok özlediğim şehir kavuşuyoruz. Hazır mısın?

 Ben sana çok ama çok hazırım. Beşiktaş, Beyoğlu, Kadıköy, Nişantaşı   ve daha nice yerleri ayak bastığım her anını ezber ettiğim. İçim buruk eski dostlarım nerdeler kim bilir?

Grisine aşık olduğum şehir baharda erguvanlarına hasret kaldığım. Kendimle ve sadece seninle olmayı özledim. Vapurla karşıya geçmeyi, martılara simit atmayı klasik belki ama bütün çocukluğunuz İstanbul hayaliyle geçtiyse beni anlarsınız. Ama ne demişti o filmde “ İstanbul bir Ankaralı için başkasının bebeği gibidir. Gülerken seversin ağlayınca bırakıp kaçmak istersin.” Sadece 1 hafta katlanabilirim sana İstanbul. Ama seviyorum seni. Vedalaşma vaktiydi her şeyle. Seninle güzel kötü her anımızla. Karşılıklı ağlaşmanın ve de gülmenin zamanıdır. Yaşarken zor olan elin kalbinde  Beylerbeyi sahilinde çaresiz kaldığın o gece bitmişti senin hikayen kabul etmedin.  Yeniden başladın yeniden yenildin aklın başına gelmedi. Gelmesindi. Sen, seni sen yapan ne varsa aşık değil misin sanki?

Hayata aşığım.

22 Eylül 2021 Çarşamba

Kendime Bir İstanbul Borçluyum

 



Kendime bir İstanbul borçluyum.

Geçen yılların ardından doya doya vedalaşamadığım şehrimsin sen. Nice gözyaşlarımı sel ettiğim. Nice hayallerimi yarıda bırakıp kaçtığım şehirsin.

Hayal kırıklıklarımın, yarım kalmışlıklarımın tek adısın.

Seni hem görmek isteyip hem de hıçkırıklara boğulacağımı bilerek kaçtım senden.

Ne zordu yarıda bir hikaye bırakmak ne zordu yas bile tutamayacak kadar nefret etmek ve bu şehri sevmek. 10 yıl sonra bir devir muhteşemdik. Şişli, Beyoğlu, Bomonti, Beşiktaş, Kadıköy, Ortaköy… Bu hikayenin başrol oyuncuları hepsi de. Beni en iyi anlayansa Üsküdar, Kız Kulesi… Bir kez bile çıkamadığım. Denizin ortasında nice edasıyla beni her zaman kendine hayran bırakan kulesin sen.

Bardağımda yarım kalan şarap, tutamadığım yasımsın İstanbul. Bir keder bulutu sardı ruhumu kocaman kara bulutlar giydirdi beni. Evim, ruhumu hapsettiğim yer. Döner dolaşır bulurdum ben seni. Etrafında ateş böceği gibi savrulurdu benliğim İstanbul. Kendime bir İstanbul borçluyum.

Vedalaşmak için, hasret gidermek için, bolca ağlayıp yasımı tutmak için.

Ne üzülmeme izin verdiler ne de mutlu olmama. Beni benle bırakmadılar. Beni senle bırakmadılar…

Orda bir ev var uzakta , gitmesek de görmesek de o ev bizim evimizdi.

İstanbul,  3 hafta sonra görüşmek üzere.

Zor olacak, nefes alamayacağım belki de. Nişantaşı’nda dolaşırken biliyorum kolay olmayacak alış veriş yapmadan durmak, bomonti ye uğramadan geçmek.

Biliyorum canım acıyacak ama seni yaşayacağım İstanbul.

Özlemim senin kadar büyük sana. 




4 Ağustos 2021 Çarşamba

Zaman




Uçak olmayan yerde olmaz diyordum, yani uçak gitmeyen yerde benim işim yok derdim. Niyeyse yakında Anadolu jet'i üzerime yapacaklar gibi geliyordu. Yapmadılar. 
 Hatta Türk Hava Yolları'na hiç bir şey yapmamışlar. Günlerdir yanıyoruz. Ormanlarımız, ciğerlerimiz, binlerce masum canlı katledildi resmen. Acı çeken bir canlıyı görmek yüreğinizi ne zaman sızlatmayı bıraktı?
 Vicdan nasıl bu kadar köreldi?
Hayatın her türlü afet, felaket ve garip halini görmüş bir nesliz biz. 
Pandemi bitmeden, yangın çıktı. Ben ki zaten Ergani'de artık depremler yüzünden her gece panikatak geçirmeye başlamıştım ki. Artık ağaç görünce bunları da yakmasınlar diye dua ederken buluyorum kendimi. İnsanoğlu'nun dili olmayan her canlıya bu kadar zulmetmesi neden?
 Velhasıl kelam doğa intikamını çok güçlü alacak. Bugün o kıyılardaki ormanları kesip yaptığınız evler yanacak, yarın müsilajla kirlettiğiniz o deniz tsunami olup başımızdan aşağıya yağacak. Yağmurlar çamur, toprak zift olacak. Dur insanoğlu dur. 
Daha 50 yıl olmadı sen şehirlere göçeli ne zaman unuttun yağmur sonrası toprak kokusunu?
Bugün size şarkım; Asfalt Dünya: Zaman.



 

16 Temmuz 2021 Cuma

Büyümek Ne Demek?

 Büyümek ne demek?

Hayatta büyümek adında bir eylem aslında yok. Eğitim psikologlarından Piaget'e göre sadece gelişmek var. Olgunlaşmak da öyle bizim kullandığımız anlamda bir kavram değil mesela. Bir şeyi yapmaya hazır olmak demek. Örneğin 26-27 aylık bir bebeğin hemen hemen tuvalet
alışkanlığına hazır olması gibi düşünün. Bedenin o işi yapmaya hazır olması. Ama nasıl oldu da büyüme ve olgunlaşmak diye iki kavram hayatımıza hiç olmadığı anlamlarla girdi ben anlamadım. Halk arasındaki tanımla yaş almak, bedenen ve zihnen gelişmek gibi bir anlamı var. Ben 18 yaşımdan beri aynı boyda, daha da zayıf olarak hayatıma devam ediyorum. Şimdi zihnen kısmına geçelim. 

 Acaba beynimizdeki şema oluşumları, örgütlenmeler küçükken daha mı çok oluyordu bir düşünsenize. Çevrenizde o kadar çok yabancı kavram var  ve siz 4 yaşındasınız. Ne ilginç bir dünya. Beyniniz aslında daha çok gelişiyor. Yani yaş aldıkça zihnin de gelişme hızı düşüyor. Elbette kapasite olarak geriye gitmeden söz etmiyorum. 

 Yani sözüm ona artık büyüme kavramına ben  inanmıyorum. Yaşın büyüdü onu öyle yap, bunu böyle yap, niye? 

Hapsolduğumuz evren yeterince yorucu değil mi? Hep bir çerçeve içinde yaşamak zorunda mıyız? Yaşadığımız bu çerçevede hep aynı fotoğraf olmak zorunda mı? Mesela ben artık gitmek istiyorum. Yarın egeye düşüyor yolum. Sonra başka yere, artk hep gitmek istiyorum. Yerleşmek ruhumu yordu. Bağlanmak fazlaca yıprattı beni. Bir kişiye, bir yere, bir eve hatta bir çiçeğe. Tatilden önceki hafta çiçeklerimden nasıl ayrılacağım diye ağladığımı hatırlıyorum. Çok ironik bir durum değil mi? Halbuki yerleşik hayatın en önemli ispatı onlar değil mi? Onlar evimden gidince evim bitti. Ev sahibiyle de kavga edince üstüne yaşadığım şehrin üstünü çizdim. 1 ay sonra belki başka bir şehirde yeni bir evde oturuyor olurum. Kim bilir? 


 Bağlanmak zor. Bağlı kalmak zor. Sadece bir yüreğe bağlı kalıp ateş böceği gibi etrafında dönmek zor. Geçerken günlerin amacın ne diye düşünmek daha zor. 

 Ama bir şey keşfettim. 15-16 yaşımda ne güzel şarkılar dinliyormuşum ben. Ne güzel alternatif rock grupları varmış Türkiye'de . Şu an en çok dinlediğim ise 110-Çünkü...

Çünkü seni sevmeye görmeye gücüm yok benim, 

Basit bir cümleden ibaretim.

Seni unutmaya çok istekliydim, beceremedim...

Uzar gider bu sözler böyle. 

Büyümek demiştim. Büyümüyorum artık. Çok mantıklı gelmedi salak salak yaş alıp bilge bilge konuşmak. Mesela bana hakaretler savuran ev sahibine telefonda büyük insan olunca efendi efendi konuşmak zorunda kalıyorsun. Bir de içinde kalıyor söylemek istediklerin 2 gün sinirden çatlıyorsun. Neyse söylemedim ama elimden çekeceği var. Karaktersiz. Yalnız kadın olmak zor. Korunmaya muhtaç olmak üzücü. Bu ataerkil düzenden de sıkıldım mesela. 

 Neyse hepinize püsküllü belalardan uzak günler dilerim.

Bonus olarak bu gecenin şarkısı size, Malt, Deprem. 


14 Mayıs 2021 Cuma

Can Kırıkları

 

Yüreğim artık mücadele etmeyi bıraktığında küstüm sana. Çığlıklarımı duymayıp gülmeye devam ettiğin zaman. Paramparça olurken her şey yüreğim yerinden çıkarken hissetmediğin için isyanım. Yüreğim kanarken sen daha da çok bıçak sapladığın için. Can kırıklarıma bastığımda kanayan yerlerime dokunup kahrolmadığında küstüm. Vazgeçtim.

 Sevdiğimi toprağa verdim ben diyen o çığlığı hissetmediğinde anladım kalpsizliğini. Vicdanın olmadığını o zaman anladım. Yüreğim yandığında küstüm sana. Sen beni duymadığında ele  verdim kendimi. Hayatım alt üst olurken sakince kalabildiğin için yok oldum. Sen duymadın. Duymadığında vazgeçtim. Küstüm sana. Emeklerime. Helal etmedim hakkımı…

11 Ocak 2021 Pazartesi

Yazmak İyileştirir

 

 Yazmak hep iyi gelir insana, yeri gelir bir yürek sızısını durdurur, yeri gelir iyileştirir. Ben hep ya yazarken ya da yüreğimde kimsenin bulamadığı o odaya sığındığım zaman iyileştim. Birkaç insan koydum oraya, kimsenin tanımadığı ama bana iyi gelen. Kucaklarına yattım, saçlarımı okşadılar. En çaresiz anlarımda çarem olup, elimden tuttular. Bir şarkının sözlerini fıısldayıp, elimden tuttular. Yine öyle bir gece bu… Herkes geçiyor aynı yollardan.

 İnsanın kalbi gerçekten kırılırmış biliyor musunuz? Kırılmış kalp sendromu varmış. İlk kez hissettiğimde anlamıştım gerçek olduğunu. Yıllar sonra bir haberde dinlemiştim. Sonra dedim ki teşhisim bu. Gerçekten çok güvendiğim dağlara kar yağdığında hiddesiyorum hala. O dağlar gözünüzün önünde kül olduğunda ise başlıyor asıl sızı. O zaman işte odama çekiliyorum.

Dinlediğim hiçbir şarkı çare olmuyor. Gözyaşlarım sel olsa da iyileştirmiyor. Ne kadar mantıklı olsam da hep duygusalmışım her kararımı öyle verirmişim. Öyleymiş. Kendimi tanıdığım zamanlarda ben çok mantık kumkumasıyım diye gezinirken bir gece sabaha karşı bu gerçekle yüzleştirmişti bir arkadaşım.

 Çok geceler sabahlıyorum hala. Seviyorum sanırım gecelerin sessizliğini.  Ya da görmemek yarını bana iyi geliyor. Sabah insanı olmadım hiç. Gündüzleri ve güneşi de severim aslında ama bu huyum hiç değişmedi. Gece odama sığınıyorum. Her gece hikayeler anlatıyorum kendime sonu mutlu biten. Kimsenin üzülmediği, göz yaşı dökmediği bebeklerin terk edilmediği masallar… O odaya kitlesem diyorum bazen kendime ama olmuyor. Kalbim hayır diyor burası senin mabedin. Git, yaşa ve öyle gel bana ben seni teselli edeceğim. Ben o odada büyüdüm. Kendime sakladığım bakışlarda, sevgilerde ve aşklarda. O insanlarda ben, ben oldum. İyileştim.  Kocaman kız oldum ama hala sol gözümden bir damla yaş akarken kaçıyorum.