Kendime bir İstanbul borçluyum.
Geçen yılların ardından doya doya vedalaşamadığım şehrimsin sen. Nice gözyaşlarımı sel ettiğim. Nice hayallerimi yarıda bırakıp kaçtığım şehirsin.
Hayal kırıklıklarımın, yarım kalmışlıklarımın tek adısın.
Seni hem görmek isteyip hem de hıçkırıklara boğulacağımı bilerek kaçtım senden.
Ne zordu yarıda bir hikaye bırakmak ne zordu yas bile tutamayacak kadar nefret etmek ve bu şehri sevmek. 10 yıl sonra bir devir muhteşemdik. Şişli, Beyoğlu, Bomonti, Beşiktaş, Kadıköy, Ortaköy… Bu hikayenin başrol oyuncuları hepsi de. Beni en iyi anlayansa Üsküdar, Kız Kulesi… Bir kez bile çıkamadığım. Denizin ortasında nice edasıyla beni her zaman kendine hayran bırakan kulesin sen.
Bardağımda yarım kalan şarap, tutamadığım yasımsın İstanbul. Bir keder bulutu sardı ruhumu kocaman kara bulutlar giydirdi beni. Evim, ruhumu hapsettiğim yer. Döner dolaşır bulurdum ben seni. Etrafında ateş böceği gibi savrulurdu benliğim İstanbul. Kendime bir İstanbul borçluyum.
Vedalaşmak için, hasret gidermek için, bolca ağlayıp yasımı tutmak için.
Ne üzülmeme izin verdiler ne de mutlu olmama. Beni benle bırakmadılar. Beni senle bırakmadılar…
Orda bir ev var uzakta , gitmesek de görmesek de o ev bizim evimizdi.
İstanbul, 3 hafta sonra görüşmek üzere.
Zor olacak, nefes alamayacağım belki de. Nişantaşı’nda dolaşırken biliyorum kolay olmayacak alış veriş yapmadan durmak, bomonti ye uğramadan geçmek.
Biliyorum canım acıyacak ama seni yaşayacağım İstanbul.
Özlemim senin kadar büyük sana.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder