26 Ağustos 2020 Çarşamba

Geceye Bir Şarkı Bırak...

 

Geceye bir sarkı bırakıyorum. Açık Adres...

Hayatımda derin anlamları olan, yüreğimi bulamadığım o zamanlarda en çok dinlediğim şarkıdır. Klavyenin başında var oluş sebeplerimizi sorgularken buluyorum kendimi. Nerdeyiz? Ne yapıyoruz? Nereye gidiyoruz?

Yörüngemiz aslında belli hepimiz bir güneş etrafında dönüp duruyoruz. Ama güneşlerimiz bambaşka. İçimizi ısıtan, baktıkça bakma isteğimizin arttığı o güneş. Herkes için nasıl bir olabilir ki?

Bambaşka kitapların baş rollerini oynarken yüreğimizin aynı günesle ısınması nasıl mümkün olabilir.

Aşk en zorlu yolların en başındaki o adım. Her aşk başka mı yoksa aslında aşk sandığımız her yol başka bir evrene yaptığımız yolculuk mu? Yolların keşistiği yerde söylediğimiz her söz bugün bizi biz yapan hatalarımız aslında. Hata olmayıp da doğrularımız olsaydı bugün belki biz olmazdık ama yörüngesinde döndüğümüz güneş bizim güneşimiz olur muydu?


Hep soru işaretleri olan bir gece. Vazgeçmeyi o kadar çok isterdim ki... Neyden olduğunu bilmediğim bu garip hallerimden. Gözlerimin her an kanatlanıp gittiği o şehirlerden.

Gece uyuyup sabah uyandığımda kırılan o kanatlardan ya da kendim kırıp koyduğum bu dolaptan.

Doğruların doğru olduğu ama aslında başkalarının doğrularını yaşadığımız bu hayattan...

Seçimi zor kararlar her gün bizi kovalıyor.

Durup belki düşünmek bazen iyi gelmiyor.

Hata yapmak daha tatlı daha güvenilir geliyor...

Kime göre, neye göre?

23 Mayıs 2020 Cumartesi

Zor Zamanlardan Geçiyoruz....

 Zor zamanlar azizim…
 Evlerde kendimizle kalmak en büyük korkumuzmuş aslında. Geçmişin bütün o derin hatıralarının hala sol yanımızda yaşadığını bilmek çok üzdü hepimizi. Biten arkadaşlıklarımız, yitip giden anılarımız hiç tanımadığımız birinin düğününde kalmış yüzlerce  fotoğraf gibi. O gün çok eğleniyorsun ama sonra fotoğrafın asıl sahipleri seni tanımayınca garip bir gülümseme oluyor.
Atamıyorsun çünkü çok güzel çıkmışsın ya da güzel çıkan çok yakınlar var. İşte böyle bir hayat…

 Hatıralarımızın doldurduğu binlerce güzel sayfalık kitaplar gibi duruyoruz kütüphanede. Çıkartıp bakmaya çalışırken anlıyoruz ki aslında baş karakterin adını unutmuşuz. Ama okurken o sizi içine çeken güzel duygu var ya işte o çok mutlu ediyor insanı. Büyümek böyle bir şey mi?

 Dünü biraz fazla düşünüp yarın için çokça endişelenmek mi?
Mesela aslında psikologların, astrologların ve bilimum kişisel gelişimcilerin dediği içinizdeki çocuğa dönün , anı yaşayın, akışta kalın cümleleri bu yüzden mi? Hani o küçükken asla eve girmek istemeyen, elinde kuru ekmek komşu teyzeden istenen bir bardak su … 5 çocuğuz mesela şimdi aynı bardakla içme mevzusu karı koca arasında bile tiksinti verirken biz 5 belki daha çok belki daha az çocuk o suyu aynı bardaktan içerdik. Kimsenin virüsü filan yoktu ki...

  Anda kalamıyoruz ki! 
Herkes bir şeyleri bekliyor çünkü. Liseyi düşünün, ilk aşkınızı. Kapılarda beklediğiniz, o kantine gidiyor diye harçlığı iki günde ezdiğiniz. Yemek yemek yerine bilimum yediğiniz o sağlıksız şeyler. Ben mesela lolipop yerdim. Bir ara şeker yüzünden hastalanacağım sanmış herkes ama hastalanmadım. Hastalansam da umrumda olur muydu, sanmıyorum. Şimdi o çocuğa dediniz ki okullar bitti, uzaktan eğitim. Düşünün ne kadar zor. Hele bir de lise sonda ise sevdiği ya da kendisi neler alındı elinden? Bu üç ay nasıl eziyet oldu , anlatamam. Anlatamayız. Anlamazlar. Zor zamanlardan geçiyoruz. Kimi uçakları, kimi otobüsleri kimi kara treni kimi konsoloslukların açılmasını kimi kapanmasını, bekliyor. Ben mi? Çok şey bekliyorum. Kelimelerimi bekliyorum önce, cümlelerimi bekliyorum bir kompozisyon oluşturmak istiyorum ama olmuyor. Gözlerim doluyor zamansızca  anlam veremiyorum. 

Keşke … Daha çok yazsaydım diyorum. Daha çok resmedip daha çok keşfetseydim. Anda kalamıyorum ki işte. Psikologlar beni görseler çok kızarlar şimdi. Asıl mutluluklar henüz yaşamadığımız mı yoksa geçmişte olanlar mı?

En mutlu anımızın hangi an olduğunu yaşarken bilme şansımız var mı mesela?
Ben bilmiyorum…


Düşünsenize her anın aslında devam ettiği bir paralel evren olduğunu ve o evrende her şeyin tekrar ettiğini. Bu size de iyi gelmiyor mu? Biten her şeye karşı büyük bi direnç gösteriyorum. 3 ay önce dipboyamı bıraktım. Boyadan ayrılmak zor geldi. Şimdi de kendi saç rengimden ayrılmak. Zor zamanlardan geçiyoruz. 

 Sevdiğim kimse gitmesin istiyorum. Anılarımla, fotoğraflarımla, geçmişimle, ilk aşkımla ayrılmak istemiyorum. Geçmişe bugün bağlı kalmak , hatıralarımdaki o saçlarını yeni sarıya boyatmış kızıl saçlı kızı özliyorum. 

 Dün de mesela  Amerika'ya gitmek için önce Avrupa'ya gitmem gerektiğini Shengen Vizesi olunca Amerika vizesinin daha kolay alındığını öğrendim. Seneye Balkan turu ve Fransa sonra belki Amerika'ya giderim diye bilet filan baktım. Mesela düşünsene Esra dedim. New York’tasın 7. caddesi var ya onların bi meşhur ya da 5 miydi?
 Prada, Versace, Gucci, Valentino ve en bayıldığın bütün o markaların vitrinleri arasındasın. Seninde ayağında topuklun kolunda çantan filan… Starbucks olmalı elimde… İşte anda kalamıyorum ben. Kalmak istiyorum ama ! 
 Düşünsenize bir gün öyle bir gündü ki son kez derse girdik, son kez o sigaranın dumanını içimize çektik, son kez o kadehi tokuşturduk son kez bir eli tuttuk ve son kez bir göze baktık...

 Zor zamanlardan geçiyoruz. 

Çok zor!


26 Nisan 2020 Pazar

Çağımızın Kayıp Nesli;MESLEK LİSELİLER

 Herkese merhabalar. Bugün biraz meslek liselerinden konuşacağım sizlerle.Meslek liseleri nereden nereye geldi? Gerçekten Meslek Lisesi Memleket meselesi mi?


 Birçoğunuz Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanını biliyordur. Feride 18 yaşında ailesinin yanından ayrıldığında elinde bir diploma ve sadece bir lisanı vardı.Bu diploması sayesinde de  öğretmenlik yapmaya başlamıştı. Feride  elinde altın bileziği olan gencecik bir kız çocuğuydu. Bu sayede arkasına bakmadı ayakları üzerinde durdu. 21. yy Türkiye’sinde kız çocuklarına ve erkek çocuklarına bu özgüveni veren tek eğitim yuvası meslek liseleridir. Daha doğrusu meslek liseleriydi.




 28 Şubat sürecinin en büyük mağdurları hiç şüphesiz ki bu eğitim yuvaları olmuştur. İmam Hatip Liselerinin mesleki eğitim kurumu olarak kabul edilmesi ve önünün kesilmesi için yapılan çalışmalar sadece İmam hatiplilerin değil Meslek liselilerin de geleceğinde büyük bir yıkıma sebep olmuştur. Önlerine gelen katsayısı sorunu, mesleklerin revize edilmemesi, özel sektörle bağların koparılması süreci bütün olarak yıkıma uğratmıştır. Bir nesli tamamen üretimden uzak , tüketime bağımlı bir yaşama itmiştir. Bu tür liselerde okuyan çocuklar ise bilgiden yoksun, kaybedilmiş , akademiden uzak görülmüşlerdir. Hiçbir şey olamazsa da mesleği olsun düşüncesi bu çocukların üzerindeki umutsuzluk seviyesini arşa çıkarmış, umutlarını yerle bir etmiştir. Hem önyargılarla hem katsayıyla hem de öğretmenleriyle çatışma içinde olup kendini kanıtlamaya çalışan meslek liseli bugün görüldü ki ülkenin en önemli yapı taşlarından birini oluşturuyordu.



 22 yıl önce dönemin siyasi yapısını tartışmak bile istemediğim önyargılar yüzünden önü kesilen meslek mensupları resmen aranılan insanlar oldu. Meslek liselerinde Moda, Makine, Otomasyon,Nakış vb bölümlerde okuyan çocuklarımız karantina günlerinde atölyelerine kapandılar. Giyim bölümlerinde çocuklarımız, öğretmenlerimiz, usta öğreticilerimiz günlerce tek kullanımlık maske ve tulum üretimi yaptılar. Yeri geldi anne olan öğretim görevlilerimiz evlerinden bu seferberliğe katıldılar. Otomasyon gibi bölümlerde okuyan gençlerimiz solunum cihazları için çalıştılar. Bilim merkezlerinde öğretmenlerimiz doktorlar için siper ürettiler. Yani toplum tarafından hiç bişey olmazsa meslek sahibi olur dediğimiz çocuklarımız siz evlerinizde otururken çalışıyordu. Meslek mensubu olarak üstlerine düşen her görevi fazlasıyla yerlerine getirdiler. Şimdi el birliği ve Milli Eğitim Camiası olarak bu çocuklarımıza daha aydınlık gelecekler bırakmak bizim görevimizdir.


 Bir aileye tabiiyseniz o ailenin kalkınması için elinizden geleni yapmak sizin için bir ödevden ziyade, zevktir. Bugün mensubu olduğumuz mesleki eğitim kurumlarında öğrencilerimiz, kursiyerlerimiz için çok daha iyi gelecek için neler yapabiliriz bunları konuşuyoruz. Umuyoruz ki geçiriyor olduğumuz bu Korona günlerinde değerinin anlaşıldığı söylenen bu kurumlara gereken önem yeniden verilir. Sektörle işbirlikleri yapılır. Devlet destekleriyle bu çocuklarımızın önleri açılır ve en önemlisi meslek lisesi mezunları tekrar bir tıp mezunu kadar değer göreceği bir yarına uyanır.

 Bugün meslek lisesinden çıkmış bir öğretmen olarak çağımızın kayıp nesli meslek liselilere selam olsun. Zamanında üniversite okuyacaksan burda ne işin var düz liseye gitseydin ya diyen müdür yardımcımız Kadriye Hanım’ı da unutmadım ona da selam olsun…


 Püsküllü belalardan uzak olmanız dileğiyle...
                                                                                      Moda Tasarım Teknolojileri Öğretmeni
                                                                                                   Esra Sevgi AYKUT

19 Nisan 2020 Pazar

MODANIN; SÜRDÜRÜLEBİLİR HALİ Mİ? GEÇİCİ YÜZÜ MÜ?




 Hayat her daim bir devinim halinde devam etmektedir. Günümüz koşullarını düşününce aslında doğru bildiğimiz her şeyin alt üst olduğu acı bir deneyim yaşıyoruz. Bazı yazarlara ve düşünürlere göre ise 21. yüzyılın başlangıcı olarak Covid-19’u sayabiliriz. Peki, bundan sonra ne olacak?

  Birçok varsayım bundan sonra dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yönünde. Peki eskiden neydi şimdi olması gereken şey ne? Doğaya her zaman en cani ve en acımasızca zarar veren insanoğlu daha geleneksel ve çevreci bir yaşamı tercih edebilecek mi?

 Kendimizi 21. yy ‘ın ortalarına ilerlerken birden evlerinden çıkamayan, 1 litre kolonya peşinde koşan eskilerin bütün hijyen kurallarını yeniden uygulayan hallerimizde bulduk. Kolonya kokusunu bayramdan bayrama hatırlayan bizler, aslında babalarımızın traş olduktan sonra yüzüne limon kolonyası sürdüğünü unutmuşuz. Benim dedemlerde mesela tütün kolonyası olurdu ve ben bayılırdım. Saçlarıma dökerdim. Konumuza geri dönersek, arap sabunu ve sirke ile temizlik yapmayı hatırladık.

 Geleneksel yaşayış tarzımız belki de tarihimizde milletçe yaşadığımız deneyimler bizi bundan 40 yıl önceye hemen geri götürdü. Sokağa çıkma yasağı çoğumuzun bu yy’da göremeyeceği ama yakınlarının anılarından dolayı yaşamış kadar bildiği bir olay. Bizim neslimiz ekmek yapma kısmında takılı kalsa da bence güzel ve bilinçli bir şekilde bu işi götürüyor.



 Peki, moda bu işin neresinde kalıyor? Moda tüketimi benim alanım olan giyim ürünlerinde her yıl sonbahar-kış, ilkbahar-yaz ve prefall olmak üzere 4 koleksiyon çıkarıyor. Instagram ve bir çok sosyal mecra hayatımızın tam ortasında yer alıyor. Hemen hepimiz bu sezonları önce internet alışveriş sitelerinden sonra da avm koridorlarından takip ediyoruz. Kaçırdığımız bir model olmasın diye garanti olarak da alarm zilleri kuruyoruz ki bildirim gelsin. Bu kadar kalabalık, bu kadar hızlı ve yoğun değişen bir karadüzenin ortasında kaybolmuş gibiyiz. Bilmem ne markasının bilmem ne modelinin olmayan bedenini ülkenin bir ucundaki mağazadan getirtmeye çalışırken aslında gördük ki işler sandığımız gibi değilmiş.Olması gerekense kesinlikle sürdürülebilirlikmiş. Geçici olarak hayatımıza giren moda döngüsü bize evde giydiğimiz dizleri çıkmış eşofman rahatlığını vermedi. Plastik terlikler ‘crocs’ marka olduğunda hayat kalitemizden bir şey değişmedi. Binlerce para vererek aldığımız Dior elbiselerinin üretildiği fabrikada şu an tek kullanımlık maske üretildiğini görünce hepimizin dünya algısı değişmeliydi. Chanel, Prada, Valentino ve dahası… Ülkemizde LCW, Kiğılı, De Facto da örnekleri verilebilir. 

 Farklı sofralarda otursak da insanlık artık hayat döngüsünün bir parçası olduğunu, doğal hayatta bir lüksünün olmadığını benimsemek zorunda. Üzerine bastığımız toprak, kokladığımız çiçek, başını okşadığımız kedi bizden eksik ya da fazla değil. Kendimiz için gösterdiğimiz öngörü, tedbir, güvenlik ve özveriyi onlar için de göstermek zorundayız. 

 Kim ne derse desin artık moda eski moda değil. Dünyanın eski dünya olmadığı gibi. 
Püsküllü belalardan uzak, maskesiz günlere yakınlıklar dilerim. 

6 Nisan 2020 Pazartesi

Maske Dikimi

 Herkese merhabalar diyerek , 1 yıldan fazla bir zaman sonra yeni post yüklüyorum.
 Aslında İnstagram hesabımızdan derslerimizde gördüğümüz teknikleri paylaşmaya devam ediyoruz daha pratik olduğu için. Bugün İG tv'ye yüklediğim videolar çok net çıkmadığı için yeniden bir de buradan yüklemek istedim. Umarım korona belasından biran önce kurtulup normal hayatımıza devam edebiliriz.

Şimdi maske kalıbı videosunu paylaşayım öncelikle.


Maskenin dikim videosu da burdan....


                               

Maskemizim bitmiş hali de aşağıda umarım işinize yarayan  bir video olmuştur. Lütfen hijyen ve dezenfekte işlemlerinize dikkat ederek kullanınız. Elinizde tela varsa içine tal yapıştırarak daha dayanıklı maskeler elde edebilirsiniz. Sağlıklı ve püsküllü belalardan uzak günler dilerim:)